Akne – DMK İstanbul
Yaraların İyileştirilmesi
31 Mart 2016
Yaşlanmayla Mücadele
31 Mart 2016

AKNE

Danne Montague-King

Kısa süre önce gerçekleştirdiğim üç ülkeyi kapsayan eğitim turum sırasında yerli bir cilt gurusunun bir gencin yüzüne ne olduğunu anlatan, kendisinin gerçekleştirdiği akne tedavisinin video olarak gösterildiği bir konferansta yer almak durumunda kaldım. Gencin yüzü, sırtı ve göğsü kabarcıklarla ve irinli keseciklerle doluydu. Terapist ise, çeşitli temizleyicilerle iltihapları temizliyordu ve oldukça profesyonel görünüyordu. Neşterleme ve tahliye işlemlerini başarıyla gerçekleştirdi, ciltte P.acne bakterisinin iltihaplı olduğu yerleri bir animasyonla göstermeyi tercih etmişti. Birkaç saniye sonra filmdeki esas terapist önümdeki sıraya oturdu. Kendisinin birkaç yıl önce Rusya’da verdiğim ilk derslerden birinin katılımcısı olduğunu anımsadım. Bana doğru döndü ve ‘Artık bu tür vakalara rastlamıyoruz’ dedi.
Kendisinden mi bahsetti yoksa modern ilaçlar ve tedaviler nedeniyle aknenin bir cilt hastalığı olmaktan çıktığını mı ifade etti, anlayamadım. Fakat bu düşünceye şaşırdığımı belirtmeliyim. Çünkü bu olaydan yalnızca birkaç gün önce St.Petersburg’da çok telaşlı bir anne (kendisi de bir akne mağduruydu ve ergenlik döneminden kalma hastalığın izlerini hala yüzünde taşıyordu) 13 yaşındaki oğlunu bana getirmişti. Çocuğa eşlik eden annesi de dermatolog da son derece umutsuzdu. Sanki çocuk bir fil adamdı!
İrinli ve büyük sivilce kesecikleri adeta fazla olgunlaşmış meyveler gibi çocuğun ufak yanaklarında asılıyorlardı. Bu korkunç vücut uzantılarının üzerinde bir de onlardan daha fazla iltihaplı sivilceler vardı. Göğsü ve sırtı irinli keseciklele doluydu. Belli ki akne çirkin yüzünü burada da göstermişti. Şimdilerde ise popüler akne ilaçları depresyon, özsaygı ve hatta gençler arasında intihara neden olmaları sebebiyle uluslararası incelemeden geçiyor.

Akneyi anlamak

Herhangi bir tedavi yöntemi tartışılmadan önce aknenin temel boyutlarıyla anlaşılması lazımdır. Topikal ve psikolojik olarak yaklaşıldığında, ilaçsız ve doğru bir tedavi yöntemi neredeyse tüm akne durumlarında kontrol sağlayabilir. Tüm akneler hormonal nedenlerle ortaya çıktığı için, genç bir insanın vücuduna demir attığında stres faktörleri hormonal dengeler üzerinde daha fazla baskı yaratır. İşte burada da psikoloji başarılı bir tedavi için çok önem arz etmektedir.
Akne kelimesinin kökü, ‘nokta’ anlamına gelen Yunanca ‘akne’ kelimesine dayanır. Bu, pilosebasöz bezinin kronik ve iltihaplı olduğu bir bozukluktur ve komedo molekülleriyle (primer lezyon) nitelenir. Papül (kabarcık), irinli kesecik, kist ve/veya küneiform yara olmak üzere türleri vardır. Psikoloji çalışmaları yetişkinlikten önce bir dönemde, yaklaşık 9-10 yaşlarından başlayarak adrenalin bezlerinin dehidroepiandrosteron sülfat (DHEAS). Tam ergenlik döneminve, diğer androjenler yağ bezini huzlandırır ve daha fazla sebum üretmesine neden olur. İlaçlarla veya topikal tedavilerle, dışarı salınan bu fazla sebumu kurutmaya çalışmak tam tersine daha fazla sebum salınımına yol açıyor. Ayrıca başka yan etkilere de neden oluyor.
Bu yaşlarda korunun yenilenme sistemi çok hızlı çalışır. Hücreler epidermis yüzeyine çok daha hızlı yayılır, yağlar kabarcıklar ve kistler içinde birikir. Gençler ise bunları sıkarak ciltlerindeki çirkin görüntüden kurtulmaya çalışırlar. Bunun sonucunda ise P. acne bakterisi devreye girer ve olgunlaşmış olan akne hızla yayılır.

Aknenin sebepleri

Akne hormonal nedenlerle başlayıp stresle tetiklenmeye devam eder. Hiç kimse kendisini akne problemi olan bir çocuk kadar çirkin, değersiz ve sevimsiz hissedemez. Akne problemiyle mücadele ettiğim yıllarda annem çikolata yemememi, çünkü çikolatanın da tıpkı yağlı yemekler, kekler ve kurabiyeler gibi akneye neden olduğunu söylerdi. Sonradan tıp camiası bununla demode olduğu gerekçesiyle dalga geçti. Ancak daha sonra araştırmalar annemi haklı çıkardı!

Beslenme

Yüksek miktarda karbonhidrat ve şekerden oluşan ağır glisemik diyetler bir başka maddenin plazma yapısında da değişikliğe neden olmaktadır: serbest insülin benzeri gelişim faktörü (IGF-1). Çok fazla ekmek, kek, makarna ve diğer buğday ürünlerinin tüketilmesi akne oluşumunu artırır. Gluten, beslenme bozukluklarına neden olan ve toksik vücut yükünü artıran (sızıntılı bağırsak sendromu vasıtasıyla) küçük intestin hormonunda hasara neden olur. Gluten ve akne arasındaki ikinci bağlantı ise iltihaptır. Gluten hassasiyeti olan kişiler gluteni rahatlıkla sindiremez. Bunun sonucunda da vücutlarına parça parça sindirilmiş protein moleküllerini alırlar. Bağışıklık sistemi bu moleküllere istilacı gibi yaklaşır ve onlara saldırır. Bu noktada beyaz kan damarları iltihaplanmaya neden olan histamin salgılarlar. İltihaplanma, yakındaki hücre yapılarının insülin direncini azaltır. İnsülin direnci akneyle ilişkili olan kan şekeri problemlerine yol açar. Her ne kadar akneyle savaşsalar bile genç insanların beslenme şekillerini değiştirmek bir hayli zordur. Depresyon yaşayan gençler sosyalleşmek yerine evde TV karşısında oturup cips, kek, kurabiye, şekerli içecekler ve şeker gibi yiyecekler tüketirler. Beyaz ekmekle hazırlanan sandviçler de gençlerin beslenmelerinin bir parçasıdır. Akneyle mücadele eden hastaların diyetlerini değiştirmeli, protein açısından zengin, lif içeren yeşillikler ve sebzelerin yanı sıra günlük porsiyonlarda meyve içeren (tercihen enzim ve antioksidanlar açısından bir hayli zengin olan yaban mersini, çilek, papaya gibi) diyetler önermeliyiz. Ancak tüm bunlar akne problemi olan her hasta için temel kurallardır. Asıl mesele bunlara bir zaman sınırlaması getirmektir!
Mental ve fiziksel akne ağrısı geçen her genç insan, sonuçları göreceği bir zaman sınırlaması getirildiği takdirde bu rejimi kabul edecektir. Burada temel prensip şudur: Eğer akne problemi olan bir hastaya topikal tedavi/ev reçeteli bir rejim uygularsanız gerçekten umutlanacaklar ve plana bağlı kalacaklardır.
Sıradan ergenlik akneleri için bir aylık zaman dilimi yeterli olacaktır. Zorlu aknelerde ise bu süre üç aydır. Aktif akne ve küneiform yaralarında süre altı aya çıkacaktır (akne bir buçuk ay içerisinde kaybolacaktır anca yaraların revizyonu daha uzun vakit almaktadır). Peelingler veya soyulmaya yönelik diğer uygulamalar yeterli değildir. Alt taraftan yeni dokular üretmesi için deriye destek vermek de bir o kada hayatidir.

Stres

Stres başlıca düşmandır. İnsan stresli olduğunda vücut kortizol salgılar. Yağ bezleri bu hormon için sebum üretimini artıran reseptörlere sahiptir. Fazla miktarda kortizol kolajen üretimini durdurabilir.
Psikolojik stres oksidasyona ait stresi ve iltihaplanmayı tetikler. Bu da daha fazla kabarcığa ve irinli sivilceye zemin hazırlar. Bu noktada yağ bezleri ölü hücrelerle doludur..
Hastaların aknenin iyileşmesi için bir zaman dilimi gerektiğini anlaması işte bu nedenle önemlidir. Siz doğru topikal tedaviyi uyguladığınızda ve hasta sonuçların başarılı bir şekilde geliştiğini gördüğünde strese neden olan hormonal salınımlar azalacak ve organizmanın iç ortamındaki dengeler korunmaya başlayacaktır. Böylelikle topikal iyileşmenin yanı sıra iç ortamda da iyileşme olacak ve bu da olumlu sonuçların %80 oranında daha hızlı elde edilmesine imkan sağlayacaktır.

Peki ya gıda takviyeleri?

Bugün piyasada akneyi iyileştirdiğini iddia eden çok çeşitli bitkiler, ek besinler ve vitamin türleri bulunmaktadır. Gerçeği söylemek gerekirse, detoks ve vücut temizleyicileri gibi bazı karışımlar oldukça etkili. Tüm akne hastaları için hayati olan üç adet daha yaygın takviyeler, mineraller ve vitaminler var.
Birincisi ve en önemlisi A ve E vitaminleri. Araştırmalar akneye yeni yakalanan hastaların kan dolaşımlarındaki A ve E vitamini miktarlarının normal kişilerinkine göre daha az olduğunu gösteriyor. Yağda çözünebilen bir vitamin olan E vitamini, deri dokularının bozulmasını önleyerek, A vitaminini ve faydalı yağ asitlerini vücut hücrelerindeki oksitlenmeden korur. Karotenoidler (vitamin ve karoten) tek başlarına tüketilmelerindense birkaç farklı karotenoid bir arada tüketildiğinde daha faydalıdır.
Birkaç yıl önce Moğolistan’ın iç bölgelerine gerçekleştirdiğim seyahatimde Hahahoheteh şehri yakınlarındaki bir laboratuarı ziyaret ettim. Çinli hastalarımız için formüller geliştiren bir yüksek teknoloji laboratuarı arıyordum. Almanya ve İsviçre’deki laboratuarlarla (en yüksek standartlara sahip olduklarını iddia eden) yarışan standartlardaki bu laboratuar beklentilerimi aştı. Fakat laboratuarın kendisinden daha önemli olan şey, laboratuarın önündeki bahçede sergilenen tuhaf şekilli yapraklar ve turuncu renkli ufak meyvelerdi. Laboratuarın ürünlerini yalnızca bu bitkiden ürettiği söylendi. Bitkinin adı çıçırgan otuydu ve yaprakları, meyveleri ve çekirdek yağları çok çeşitli sağlık içeceklerine ve Çin ilaçlarına hayat veriyordu.
Araştırma ve geliştirme uzmanlarından çıçırgan otuyla ilgili bir bilgilendirme kağıdı istediğimde çok şaşırdım. Yetişkin bir çıçırgan otu bitkisi 190 adet biyo-aktif madde içeriyordu ve d-alpha-tocopherol’ler de (E vitamini) bunlardan biriydi. Ayrıca çıçırgan otu dünyada karotenoid açısından en zengin bitkiydi! Ancak, akne problemi olan hastalar için esas önemli olan çıçırgan otu yağının 5-alpha-reductase adındaki bir enzimi durduran ve bu sayede testesteronun dehidrotestesterone’a dönüşmesini engelleyen bir beta-sitosterol olmasıydı. Günde iki adet çıçırgan otu kapsülünün (ağızdan) alınması aşırı testesteron üretimini yavaşlatır ve iltihaplanmaları azaltır. Çıçırgan otu dünyanın dört bir yanında yetiştirilmektedir. En güçlü ve etkili türü ise Moğolistan’da yetişmektedir.
Çıçırgan otu ve akşam sefası yağları akne problemi olan hastalar için en iyi iki faydalı yağ asitidir. Bu yağlar derideki sıvı dengesini sağlar. Ayrıca kızarıklıkların ve iltihaplanmaların görüldüğü akne türleri için son derece gereklidirler. Bağışıklık sisteminin düzgün çalışmasını sağlarlar ve sinir sisteminin fonksiyonlarını iyileştirirler. Faydalı yağ asitleri oksijenin kan akımı ve mitokondriyal alınım üzerinden hareket etmesini sağlar.

Topikal Tedaviler ve Ev Bakım Tavsiyeleri

Cilt temizliği aknesel durumlarda birinci sırada gelen ve en önemli olan adımdır. Kalıp sabunlar alkalin tuzlar içerdiği ve yağları sıvılaştırdığı için önerilmez. Yağı cilt yüzeyinden şerit gibi alan güçlü etken maddeler içeren sıvı sabunlar da (giden yağların telafisi için) yoğun sebum salınımına neden olur.
Benzoil peroksit içeren ürünler kısa süreli kullanımlar için uygundur. Ancak bir süre sonra ciltte kuruluğa ve daha fazla sebum salınımına yol açabilirler. Buna ek olarak, benzoil peroksitin uzun süre kullanımı dokularda serbest radikallerin türemesine zemin hazırlar. İyi bir akne temizleyicisi sülfat ve paraben içermeyen, yumuşak, dekonjesyon soyulma sağlayan ve temizleyici bir ajan olarak az miktarda salisilik içeren bir temizleyici olmalıdır.
Bakteri gelişimini önlemek için çok önemli olan panthenol (B vitamini) de formüle eklenebilir. Ayrıca panthenol, metabolizmaya katılan ve fazla sebumu parçalayan koenzim A artışı yoluyla sebum üretimini de dengeler. Aloe vera bitkisi de ödem ve iltihabı azaltmasıyla bilinmektedir. Çay ağacı özütü, kastor çekirdeği yağı, biberiye, dağ kekiği ve maun ailesinden bir bitki olan neem bitkisi ile oluşturulan doğal içerikli formüller de yine etkili karışımlardır. Formüle askorbik asit eklenmesi fibroblast hücreleri boyunca yeni kolajen liflerini hızlandırır. Krameria kökü özütü akneyle ilişkili stres hormonunu kontrol altında tutar ve daha uzun şekliyle ‘süper antioksidan’ olarak bilinen likopen maddesi açısından zengindir. Ayrıca çinko/magnezyum askorbil fosfat kombinasyonu da yalnızca fazla sebumu kontrol altında tutmaz, aynı zamanda tehlikedeki dokuları da yeniler.
Ben, faydalı yağ asitleri ve A vitamini açısından zengin aspur yağı bazlı bir krem geliştirebilirim. Aspur yağında bulunan A vitamini, su moleküllerininin modifiye olmayan bir silikon olan ve gözeneleri tıkamayan dimetikonla kombine edilerek deride emilmesini sağlamak için küçük parçalara ayrılmıştır. Bunun dışında ürünüme modası geçen allantoin ve beta glukanı da ekleyebilirim. İkisi de yatıştırıcı özellikleriyle ve Langerhans hücrelerini hızlandırarak topikal enfeksiyonları önlemeleriyle bilinir. Langerhans hücresi derinin bağışıklık savunma sistemidir ve polisakkarit beta glukan Langerhans hücrelerini neredeyse inanılmaz bir derecede güçlendirir. Ben bizzat, beta glukanın temel bileşen olarak kullanıldığı bir jelin az miktarda uygulanmasıyla birinci, ikinci ve üçüncü derece yanıklarda 24 saatten az bir sürede iyileşme gözlendiğine şahit oldum!
Son olarak önemli noktalardan bir tanesi de şudur: Gençlerin sivilcelerini patlatmaları enfeksiyonu yüzün veya vücudun başka bölgelerine yaymaktan başka bir işe yaramaz. Bunun yerine onların ihtiyacı olan şey, bu beklenmeyen problemlere karşı kullanabilecekleri gizli bir silahtır. Bu da parafinsiz, çin tarçını, arnavut biberi ve karanfil gibi güçlü otlar içeren basit bir merhemle mümkündür.
Çin tarçını ve karanfil, kabarık bir sivilce kesesine uygulandığında yalancı bir sıcaklık yaratır. Bu da hemen kılcal damarları hızlandırır. Böylelikle de derinin ısısı artar. İrinli keseciklerdeki sertleşmiş sebum sıvılaşmaya başlar ve artan kan dolaşımı da toksinlerin dışarı atılmasını sağlar. Kırmızı arnavut biberi de endokrin sistemi tarafından kullanılan enzimler açısından zengindir. Endokrin sistemi kan akışına hormon sentezler. Bu sayede metabolizma fonksiyonları düzenlenir. Arnavut biberi ayrıca antibakteriyel özelliktedir ve A vitamini açısından da zengindir. Hasta günlük olarak cildini temizlemeli, ardından hafifçe kurutmalı ve az miktarda merhemi sivilcelere sürmelidir. Genellikle 24 saat içerisinde görünür hale gelirler ve ardından kuruyarak patlatmaya gerek kalmadan ciltten atılırlar.
Hayatımın 40 yılını insanlarda görülen akne türleri üzerinde harcadıktan sonra akne tedavisi için en etkili uygulamanın şu şekilde olduğuna kanaat getirdim: En az üç ay boyunca haftada bir kez olmak üzere profesyonel cilt revizyonu tedavileri; yukarıda bahsedilen tavsiyelere ve ilaçlara uygun ciddi bir ev bakımı; çinko, çıçırgan otu ve akşam sefası yağı içeren tabletler (en az 50 mg); mandıra ürünleri ve şekerin azaltılması veya bırakılması, glutenin şiddetle diyetten çıkarılması; daha fazla sebze, az yağlı et, daha az soda ve işlenmiş gıda tüketimiyle beslenme şeklindeki (diyetteki) alkaliliğin artırılması.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir