Yaşlanmayla Mücadele – DMK İstanbul
Akne
31 Mart 2016
Acne Control Seti
31 Mart 2016

YAŞLANMAYLA MÜCADELE

Danne Montague-King

Yetmiş yaşında, kendimde yaşlanmayı önleyici teoriler üzerine konuşma ve tartışma hakkı görüyorum.

Öğrettiğimi uyguluyorum

Her şeyden önce, insan vücudundaki hücreler çabucak ölmek üzere programlanmıştır. Doğa, hücrelerimizi uygun çevresel koşullar ve iç organlarda devamlı olarak denge sağlandığı takdirde en az 150 yıl yaşayacak şekilde programlamıştır. Elbette, mental ve duygusal istikrar kadar genetik faktörler de bunda büyük rol oynamaktadır. Ancak daha da önemlisi kendimizi nasıl hissettiğimizdir. Her yeni günü bir çocuk gibi karşılamak, hayatın getirdiği değişikliklerin bizi yenmesine izin vermeden bunları lehimize çevirmek, öte yandan da kaybetmeyi ve değişiklikleri kabullenmek son derece önemlidir. Bir sonraki adım ise metabolizmamızın psikolojik, kimyasal ve mekanik yönleriyle başa çıkmaktır. Eğer bunu başarabiliyorsanız yaşınızın bir önemi yoktur.

Dış görünüşün iyi olması çok önemlidir

Bu, estetik tıbbın konusu olmakla beraber bizim de uygulama alanımızdır. Ancak unutmayın ki bu makalede bahsettiklerimin hepsi kendimde denediğim şeylerdir. Burada bahsedilen buluşlar bir makinenin veya ürünün pazarlanmasına odaklanmamaktadır. Anti-aging faktörü gibi çalışabilecek ne bir etken madde, ne bir yöntem ne de bir aparat veya operasyon vardır. Bence ‘anti-age’ kavramı bence yanlış bir kavramdır. Böyle bir şey yoktur, zira herkes yaşlanır. Ben buna ‘yaşlanmayla mücadele’ demeyi tercih ediyorum.
Yaşlanmayla mücadelede ilk adım hücrelerin proliferatif siklusunun ve bölünme siklusunun olduğunun anlaşılmasıdır. Yaşlandıkça hücre bölünmesi çok ciddi oranda azalır. Gençliğimizi ve derimizin esnekliğini korumak için canlı hücrelerin hayati fonksiyonlarını mümkün olduğunca desteklemeliyiz.
Yaşam şeklimiz ve beslenme alışkanlıklarımız bu sürecin bir parçasıdır. ‘Yediğimiz neyse biz de oyuz’ deyişi düşündüğümüzden daha doğrudur. Vücuda giren her şey (kortizol, insülin, hormonal etkiler) deriye yansır.
Hatırladığım kadarıyla hayatımın her döneminde yüksek protein ve düşük karbonhidrat içeren diyetler uyguladım. Dr. Atkins’in kendi diyetini 70’li yıllarda popüler hale getirmesinden önce ben kendi kan grubuma göre bir diyet uyguluyordum (tür 0, grup I; insan ırkının orijinal kan grubu).
Zamanla insanoğlu mısır ve buğday yetiştirmeyi öğrendi. Kan grupları da A, B ve çok nadir olan RH şeklinde bölündü. Orta yaşa geldiğimde yılda üç kez testesteron hormonu ölçümü yaptırmaya başladım. Eğer seviyede düşüş varsa, transdermal bir jelin içerisinde biyolojik benzeri testesteron kullandım. Bu yalnızca zayıflayan kaslarımın esnekliğini korumakla kalmadı, aynı zamanda yağ hücrelerinin anterior abdominal duvara veya göğüs kısmına hakim olmasını engelledi (bu durum elli yaşına gelmiş erkeklerde klasik olarak görülmektedir). Elbette formu ve konturu sağlamak için spor gereklidir. Ancak vücut geliştirici değilseniz kesinlikle aşırı spor yapmayın. Tanıdığım badicilerin hepsi ileriki yaşantılarında deride sarkma ve kas/kemik problemleri gibi sorunlarla karşılaşmıştır.

Hücre terapisi

Hücresel terapi veya hücre terapisi birçok açıdan mucizevi bir şeydir. GH-3 enjeksiyonlarından veya ‘herkese uygun serumlar’dan bahsetmiyorum. Kastettiğim terapi Uluslararası Biyolojik Rejenerasyon Kliniği tarafından yapılan ve Dr. Paul Niehans’ın yıllar önce geliştirdiği yöntemine dayanan bir uygulamadır. Her hastaya ihtiyacına veyahut da hastalığına göre enjeksiyon uygulanır. Ölümcül lösemi hastalığıyla mücadele eden ve bu uygulama sonucunda tamamen iyileşip bugün sağlıklı hayatlarına devam eden hastalar biliyorum.
Ben bu terapisi 1983 yılından beri gerçekleştiriyorum. Zamanla hücrelerin yapısı yaşa ve yaşlanmaya bağlı olarak değişiyor. Meksika’daki kliniğimizde uyguladığım güncel prosedürde, beyin, mide, hipotalamus ve bağ doku hücrelerine ait daha fazla hücre kullanıyorum. Vücutlarında çok fazla toksin ve ağır metal bulunan hastalarda şelasyon ve Ozone IV terapileri, hücre terapilerinin beraberinde kullanılabilir.
Hücre terapisi, ameliyatla nakil gerektiren kök hücre tedavisinden tamamen farklıdır. Hücre terapisi enjeksiyon yöntemiyle gerçekleştirilir ve beyin hücresi beyin hücresine, karaciğer hücresi de karaciğer hücresine vb. aktarılır.

Derinin yenilenmesi

Yıllar boyunca enzimler benim tutkum olmuştur. Deri dokularında bulunan orijinal enzimleri aktif hale getirmek için formüller ve prosedürler geliştirdim. İyi şekillendirilmiş enzimler dokulardaki gaz geçişini eski haline döndürür, toksinlerin atılmasını sağlar ve taze oksijeni ciğerlerden alıp hücrelerimizin ‘bataryası’ olan mitokondriye ulaştıran kılcal damarları açar. Bu tür uygulamalardan sonra takip eden 20 dakika içerisinde hastanın cildinde görülen sonuç şehirlerarası karayolu haritalarındaki ince yol ayrımlarına benzeyen çizgiler gibidir. Deri homeostazi durumunda olduğunda tekrar gençlik dönemindeki gibi çalışmaya başlar ve tüm sistemler kendini yeniler.
Bu tür prosedürlerdn sonra derideki gizli bezlerin kopyalanması hidrasyonu ve su duvarını onarır. Böylelikle adeta bir çocuğun derisine sahip oluruz.
Çocukların derileri, nemlendirici kullanmaya gerek kalmadan, genellikle nemli ve esnektir. Kremler genel kanının aksine nemlendirmezler. Asıl nemlenme, yağ ve ter bezlerimiz gibi derideki gizli bezlerin kopyalanmasıyla olur. Kronik kızarıklık ve kuruluk görülen kişiler TEWL (transdermal sıvı kaybı)’den muzdariptir ve mu semptomları giderebilecek herhangi bir krem bulunmamaktadır.
Sanıyorum peeling hala genç bir cilt elde etmek için kullanılan popüler bir ‘her şey dahil’ uygulama. Ancak derimiz bir soğana benzemez. Tıpkı soğana yaptığımız gibi derimizi birkaç kat soyup ‘işte bu, yepyeni bir cilt!’ diyemeyiz. Kozmetik endüstrisinde deride en az dört kat soyulma sağladığını iddia eden bir reklam bile gördüm. Aslında deride iki temel katman vardır. Epidermis ve onun altında yer alan diğer her şey. Epidermis kendi içinde oldukça karmaşık bir katmandır. Dermis ise hücrelerin ve her zaman hareket halindeki dezmozomların toplandığı bir katmandır. Yıllar içerisinde mümkün olabilecek tüm peeling yöntemlerini, TCA peelingleriyle birlikte %95 fenolik travmatik peelingler dahil, denedim. Bunlar epidermisi yaktılar, haloya ve Langerhans hücrelerine zarar verdiler. En nihayetinde, benim ‘kontrol edilebilir yara’ dediğim sonucu verdiler. Eskiden bu tür peelingleri deneyimleyen biri olarak, bilinç altımda derideki Langerhans hücrelerini belli miktarda beta glukan içeren bir serumla canlandırmak gerektiğini hissetmişimdir. Bu düşüncemi bugün de savunuyorum.
Sonraları, CO2 lazerler keşfedildiğinde de aynı şeyler farklı bir yöntemle gerçekleştirilmiş oldu. Kimyasal peelingler epidermisi yaktı, CO2 lazer kuruttu ve sonuç yine aynı kaldı: Kontrol edilebilir yaralar.
Ancak, lazer yönteminde hipopigmentasyon genellikle uygulamadan birkaç ay sonra ortaya çıktı ve tüm yüz yerine belli bölgelerde görüldü.
Biz de korunu geliştirdik. Korun, iç kısımdaki bütünlüğü muhafaza eden bir dış kaplama gibidir. Korunun %75’ini ortadan kaldırdığınızda neokolajen yara iyileştirici modunda hızla yüzeye çıkar. Yüzdeki yumuşak dokular dalgalı ve kaba bir hal alabilir. Elbette deri revizyonunun bir türü de yıllar boyunca biriken ve tüm süreçleri yavaşlatarak hücre sistemlerinin çalışmasını engelleyen fazla korunun yok edilmesidir. Yoğun şeker ve glikasyonun neden olduğu derin ve çaprazlamasına kırışıklıklar özellikle hiperkeratoza meyillidir. Kolajen ve elastin liflerin glikasyonu sırasında dokularda kıvrımlar ve kırışıklıklar şekillenmeye başlar. Fazla katmanların yok edilmesi sırasında daha hafif ve daha az zarar verici bir uygulama gerçekleştirilmek istenirse laktik ve glukonik asitler gibi higroskopik asitlerin yanı sıra, derinin pH seviyesini 12’ye çıkararak istenmeyen tüm katmanların soyulmasını sağlayan nemli alkalin maskeler kullanılabilir. Bu durumda korun tabakası sağlam kalır ve Langerhans hücreleri, dezmozomlar ve kolajenez zarar görmez.
Bu sonucun elde edilmesi için 30 gün boyunca haftada bir uygulama yapılmalıdır. Her ne kada hasta sonuçları hemen fark etse de, bu aslında revizyon işleminin yalnızca ilk basamağıdır. Bu aşamadan sonra yeni hücrelerin üretilmesi ve hücrelerin önceden aşina olduğu besinlerle beslenmesi süreçleri başlatılmalıdır. Türü her ne olursa olsun tanımadığı hiçbir şeyi deriye sokamayız. Genellikle, protein, koenzim ve koruyucu antioksidanlar içeren iletim sistemlerine sahip kremler en iyi kremlerdir.

Bu kremlerin en iyileri karışımlarında beş maddeyi içermelidir
1. Günlük olarak ölü hücre kalıntılarını temizleyecek doğal enzimler (tercihen deniz kökenli)
2. Suyu kendilerine çekerek epidermal hücrelerde saklayan Glikozaminoglikanlar
3. Tropokolajenin, deri alt yapısını sıkılaştıran tam yetişkin kolajen liflerine aktarımı için gerekli olan tripeptitler ve oligopeptitler
4. Aminoasitler, faydalı yağ asitleri, proteinler ve diğer besinler. Bunlar tamamen bitkisel içerikli olmalıdır. Beta glukan, derinin bağışıklık sistemini destekleyen (özellikle de güneş ışınlarına karşı) bir madde olarak bu aileye dahil edilebilir.
5. Asit örtüsü. Derinin gençken ürettiği tek gerçek nemlendiricidir. Yaşlandıkça asit örtüsünün yenilenmesini sağlamak için öncelikle, bitkilerden elde edilen mineral tuzlarla zenginleştirilmiş saf su likit sprey olarak uygulanmalıdır. Ardından yağ bezelerini taklit eden tokoferollerle uygulama bir adım ileri taşınmalıdır. Salgılarının çalışma durumuna göre oranlar her hasta için özel olarak belirlenmelidir.

Plastik cerrahi

Esas itibarıyla tüm cerrahlar belirli türlerde operasyonlar gerçekleştirebilirler. Maalesef dünyanın her yanında, liposuction, üst çene ve meme bezi implantlarının geliştirilmesi gibi uygulamalardan (özellikle de ünlü yıldızlardan) büyük paralar kazanan genel cerrahlar var. Neşterli ve dikişli yöntemler ise akademinin bir konusu. Elbette ünlüler ameliyatlardan sonra sonuçları beğenmezse, oysa sonuçlar olması gereken gibi olsa bile doktorlara istedikleri gibi dava açabiliyorlar. Ancak her hasta ameliyattan önce ‘komplikasyonlarla karşılaşılabilir’ ibaresinin altına imza attığı ve sonuçlar için bir garanti verilemeyeceğini kabul ettiği için, her şeyi ‘kitabına göre’ yaptığını ifade eden doktorlar bu davalardan aklanıyorlar. Ancak sonuçların istenilen gibi olmadığı durumlarda problem doktorun yeteneksiz oluşundan kaynaklanıyor.
Cerchi 50 yaş civarında, ABD’de ufak ‘düzenlemeler’ dediğimiz uygulamalarla başlamalıdır. Örneğin mini bir kaş gerdirme/kaldırma operasyonu gibi. Bazen endoskopik kaş kaldırma (eğer üst göz kapağında buruşukluk varsa ama alttakinde herhangi bir bozukluk yoksa) göz kapakları üzerinde yapılan büyük çaplı bir ameliyata kıyasla daha çok tercih edilebilir.
Yıllarca bronzlaşan, alkol ve tütün ürünleri tüketen insanlar ‘Olsun, vakti geldiğinde istediğimi yaptırırım’ diye düşünmektedir. Ancak gerçek bu şekilde değildir. Yüz gerdirme operasyonu bir insanı yeniden gençleştirmez. Yalnızca, birkaç prosedürün birlikte uygulanması az miktarda bir gençleşme sağlar.

İple gerdirme

ABD ve AB’de reklamı yapılan iple gerdirme uygulaması, araştırdığım tüm gerdirme uygulamaları arasında en tuhaf olanıydı. Tırtıklı poliproplen veya intradermal iplerin, tünel tekniği ile derinin en üst yüzeyinin hemen altına girilip yerleştirilmesi şeklinde gerçekleşir. Ciltte ince uçlu iğneler yardımıyla çok ufak girişler oluşturulur ve ipler hafif zigzag hareketleriyle yerleştirilir. Bu sayede dokuya daha sıkı tutunmaları sağlanır. Her ne kadar ilk önce tedirgin yaklaşsam da bu uygulamadan ben de geçtim. Boynumda ve yüzümde toplamda 12 delik açtılar. İlk üç ay çok iyi görünüyordum. Fakat ağzımı her açtığımda uygulama alanlarının gerildiğini hissedebiliyordum. Zamanla gerilmeler durdu. Çünkü iplerin çoğu zayıflamıştı ve bana bunların hiçbir korkmadan, olduğu gibi içeride bırakılabileceğini söylemişlerdi. Yıllar sonra cildimde, küçülen birkaç ip yüzünden granülomlar gelişti. Ünlü cerrahım, ‘Kahretsin, Danne, bir çöp yığınına benziyorsun!’ diyerek bunları almayı teklif etti. Bir yıl sonra boynumda, karotid arterlere çok yakın ve kan basıncı için oldukça tehlikeli olabilecek bir bölgede tavuk yumurtası büyüklüğünde bir tümör çıktı. Dr. Paul Kedeshian’ın da aralarında bulunduğu, Los Angeles Üniversitesi’nin en iyi cerrahi ekiplerinden biri bu tümörü aldığında doktor bu devasa granülomun neden kaynaklandığını bilmek istedi. Anlattığımda ise başını salladı. İplerin etrafındaki yapıştırıcı materyaller veya bantlar iltihaplanmaya ve devamında da tümör gelişimine yol açmış olabilir mi? Elbette buna dair bir kanıtım yok ama iç sezilerim bunlar arasında bir bağlantı olduğunu söylüyor. Akciğer-mide sinirimi geriye iten bu ameliyattan sonra bende ‘first bite’ denilen bir sendrom gelişti. Bu, boyun bölgesinde yapılan belirli operasyonlarda bazen görülebilen ve acısı ömür boyu kalan bir sinir problemi. Bir yiyecekten ilk ısırığı aldığım sırada her zaman bu acıyı çok yoğun bir şekilde yaşıyorum ve insan içinde yemek yiyorken başımı yana eğip dişime bastırmam gerekiyor. Rusya’da beni tanıyanlar beni bu durumda çok kez gördüler. Özetlemek gerekirse, ben hiçbir şeyin layıkıyla yerine getirilen bir estetik ameliyatın yerini tutamayacağını düşünüyorum.

Plazma tedavisi (RPR)

Trombositle zenginleştirilen plazma, Avrupa’da daha önce bir süre popüler olmuş olmasına rağmen ABD’de estetik ve diş cerrahisi alanlarında yeni popüler oldu. Trombosit bakımından zengin plazma, az miktarda plazma içerisinde yüksek miktarda trombositin toplandığı otologöz bir üründür. Fakat içerisinde yer alan trombositler benzersiz bir yara iyileşmesi sağladığı ve kemik doku oluşumunu hızlandırdığı için düşük trombosit içeren fibrin yapıştırıcılardan ve diğer doku yapışkanlarından ayrılır.
Ben bu uygulamayı diş ve kök kanallarının (ölü hücreler bu kanallar sayesinde bakteri ve patojenler için inkübatör haline gelerek tüm vücuda yayılabilir) alınması sırasında denedim. Hiçbir şeyin bu tekniği geçemeyeceğini söylemem gerek!
Bu tüm estetik cerrahlar için bir standart haline gelmelidir. Özellikle de enfeksiyon ve patolojik yaralanma risklerinin yüksek olduğu görüş büyütme implantlarında. Doku genişletme, deri nakli ve kemik aşısı gibi operasyonlarda bu son derece gerekli olabilir.

Damardan C vitamini enjeksiyonu

Ben uzun yıllardır bu yöntemi savunanlardan biriyim ve belirli aralıklarla bu yöntemi kendim için de uyguluyorum. Uygulama yaklaşık bir saat sürmekte ve tüm hücre sistemi kolajen sentezinin başlıca öncüsü olan askorbik asitle dolar.

Ozon terapisi

Ozon terapisi uzun yıllardır var olan ancak genellikle yanlış anlaşılan veya tanımlanan bir uygulamadır.
Ozon, yani O3, üç oksijen atomunun bir bileşimidir. Bunlar, soluduğumuz oksijen, yani O2 ve bir çift oksijen atomudur. O2 enerjiyi emerek O3’e dönüşmeleri için elektronlarlara verir. O3 stabil değildir ve tekrar O2’ye dönüşmeye çalışır. Bunu da O2’nin elektronlara verdiği enerjiyi alarak yapar. Bu O2 parçalanması ‘oksitlenme’ olarak adlandırılır. Ozon güçlü bir oksitleyicidir. Yetkisiz uzmanlar tarafından kullanıldığında hastanın doğal antioksidan sistemine zarar verebilir. Yalnızca özel eğitimli kişiler ozon terapisini gerçekleştirmelidir.

Hasta ve yaşlanan insanlar için ozon nasıl bir etki sağlar?

Hücreleriniz, soluduğunuz oksijenin yakılması sırasında oluşan doğal oksitlenmeden korunmanız için antioksidanlara sahiptir. Bu nedenle doğru bir şekilde hazırlanmış ozona zarar vermezler.
Öte yandan, virüslerin antioksidanları yoktur. Bu nedenle virüsler de hücrelerimiz gibi oksijen kullanmazlar. Ozon virüsle temasa geçtiğinde virüs hızla ölür. Bu virüslere, sıradan bir soğuk algınlığı virüsünden tutun, hepatit C, HIV ve herpes virüsleri de dahildir. Ben egzama ve sedef hastalığının da bu listenin bir parçası olduğunu düşünüyorum.
Ozon, normal O2’ye dönüştüğü için her yaştan hasta için uygundur. Yaşlı insanlar virüslere karşı daha dayanıksızdır. Ben her zaman uzun uçuşlarda portatif bir ozon makinesi taşıyorum. İhtiyacım olduğunda gidip doğal ozonu soluyorum.
Her ne kadar tüm insanlar benzer hücresel ve fiziksel işlevlere sahipse de, genetik bakımdan hepimiz birbirimizden farklıyız (ağrı reseptörleri ve mental yetiler açısından).

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir